Dokunduğunda hissettiğin, tenin ötesindedir.

Tek çocuk problemleri gerçek mi

Geçenlerde ünlü zoolog Morris’in bir kitabı ilişti gözüme, elime aldım ve bir solukta bitirdim. “Sevmek Dokunmaktır.” Bu kitap, insanlar arası bedensel teması konu alan ve bizlere okumadan önceki ben/okuduktan sonra ben karşılaştırmasını yapabilecek güzel bir rehber, büyüleyici bir yol. Peki, gerçekten her şey dokunmak mıdır? Dokunmadan da sevebilir mi insan? Bebeğinizi ağladığında kucağınıza almak ya da eşinizle sevgi dolu bir sarılma gerçekleştirmek; bedensel bir rahatlama hali yaratıyor mu?

Serotonin mutluluk hormonu olarak bilinir. Bizi hayata bağlar, neşe verir, güldürür. Ya vücuttaki serotonin seviyesi azalırsa? Hoş geldin depresif hayat! Hoş geldin mutsuzluk, keyifsizlik, sen de hoş geldin vücut ağrıları..! Peki, nasıl çıkacağız depresif yaşantımızdan? Serotonin artırıcı besinler, bedenimizi iyileştirici aktiviteler, meditasyon, gerektiğinde kullanılan ilaçlar ve fiziksel temas. Evet, fiziksel temas.

Sarılmak, vücuttaki serotonin düzeyini artırarak, ruh halini dengeliyor. Etkili bir sarılmayla gerçekten mutlu olmak mümkün oluyor. Yalnızca duygularımızı düzenlemekle kalmıyor, hastalıklara karşı da bedenimizi koruyor. Yapılan araştırmalarda kanser hastalarında sarılmak ve yoğun sevgiyi karşı tarafa hissettirmek, motivasyonu artırıyor ve iyileşmeyi hızlandırıyor.

Temas etme ve dokunmakla iyi hissetme durumu, yaşamımızın ilk günlerine dayanıyor desek? Anne karnında sizinle konuşamayan sesini duyuramayan bebeğiniz sizin bedeninize dokunarak iletişim kurar. Büyüdükçe anne rahmine olan dokunma ve basınç fazlalaşır. Anne rahmi de içgüdüsel olarak koruma eğilimiyle bebeği düşme tehlikesinden korumak adına sımsıkı sarar. Anne ileriki dönemlerde,  rahmindeki sarmalayışın aynısını farkında olmadan bebek dünyaya geldiğinde de gerçekleştirir. Bu dönemde etkili bir şekilde bebekle temas etmek, anne-bebek arasında kurulan duygusal bağı oldukça kuvvetlendirir.

Bebek ağladığı zaman her anne kucağına alıp pışpışlama davranışı gösterir değil mi? Çünkü bebekler huzursuz oldukları zaman bu davranışa hassasiyet gösterirler. Aslında bizler farkında olmadan onları rahatlatırız. Yetişkinlerde de aynı durum karşımıza çıkar. Yakın bir dostunuz ruhsal açıdan kötü olduğu zaman, omzuna dokunduğunuz ve sırtını sıvazladığınız birkaç ritmik hareket, destek olduğunuzu ve yanında olduğunuzu hissettirir. Bedensel bir gevşeme ve sakinlik verir.

Ağlamakta olan bir bebeği kucağa almak, “ben yanındayım, güvendesin, bundan sonra da ben hep yanında olacağım “ mesajını vermektir. Ağlama davranışları bedensel ihtiyaçları olduğuna işaret olsa da kimi zaman anneye olan duygusal ihtiyacın bir sonucu da olabilir. Sık sık bebeğinize dokunun. Çünkü yeterli temas ve ilgi görmeyen bebek, hayatının ileri dönemlerinde büyük sorunlara ve bağlanma problemlerine yol açar. Anneler unutmamalıdır ki; bebeğinizin insani ilişkilerinde, sizin rolünüz yadsınamayacak ölçüdedir.

Büyüyen bebek, erken çocukluk ve oyun çağı çocukluk dönemine geldiğinde, bedensel teması nispeten azalır. Çevreyi keşfe çıkan ve merak eden çocuk dış dünyadan bir darbe aldığında yeniden anne kucağına koşar. Oyun oynarken yere düşüp dizinden yara alan çocuğu sarıp sarmalayan anne, “seni tehlikelerden koruyacak olan ve canın yandığında yine yanında olacak olan benim” mesajını vermektir.

Çocuklarda şifa veren ve canlandıran en etkili yöntemlerden biri de alından öpmektir. Son yıllarda bu konuyla ilgili şaşırtıcı bir açıklama yapılmış. Gece yatmadan önce alına konulan öpücük, değdiği anda Epifiz bezini uyarıyor ve o da Hipofiz bezine uyarı gönderiyor. Hipofiz, büyüme hormonu olarak bilinir. Ve gelen uyarı sonucu melatonin salgılanır. Melatonin de rahat bir uyku çekmeye yardımcı olur. Bu sebeple gece yatmadan alına konulan iyi geceler öpücüğü, harika bir bağ kurar aranızda. Sadece çocuklarda değil, sevdiklerinizin eşlerinizin alnına koyduğunuz bir öpücük sakinleştirir ve rahatlatır.

Yaş ilerledikçe, ergenlik dönemine giren çocukta, anne ve babadan gelen fiziksel temas yoğunluğu azalır. Kendini tanıma arzusu içinde bulunan ergende, kucaklaşma, öpme, sarılma eskiye oranla sekteye uğrar. Ergenlik sonrasında ve gençlik dönemindeki yaşantıyla birlikte, temas ve dokunma ihtiyacı farklı kişilere, romantik ilişkilere ve aile olma ihtiyacına aktarılarak devam ettirilir. 

Günümüz dünyasında birbirimize dokunamaz hale geldiğimiz ve kısıtlandığımız durumlar mevcuttur. Sürecin geçmesiyle biyolojik bir ihtiyaç olan temas etmenin, önemini toplumca daha iyi kavrayacağız. Çünkü sevmek dokunmakla hissedilir. Dokunmaya ve onun vücudumuzda hissettirdiklerine ihtiyacımız vardır.

Sağlıklı yaşamak istiyorsanız ailenize sarılın. İhtiyaçlarınızı ve duygularınızı, temasla gösterin. “Sırt sıvazlamaktan ne olur, demeyin. Dünya küçük hareketler üzerine kuruludur.” Sevdiğinizi söyleyin, içten gülümseme ve sıcak bir dokunuşu sevdiklerinizden mahrum etmeyin.

Güzel günlerde sarılmak dileğiyle.

Kucak dolusu sevgilerle…

Psk. Ebru Demirtaş – İZEV