İnsan ne ile yaşar? Bebeklik sanatı

Bebeklik sanatı
Bebeklik sanatı

Bebek, kapkaranlık anne karnından dışarıya çıkınca neler oluyor?

Kendinizi bir de böyle düşünün. Kim hatırlıyor doğduğu zaman neler ile karşılaştığını?

Ya da anne karnının içinde 9 ay 10 gün süren süreci.

Gözler kapalıyken kulaklar anne kalbinin sesini ve ritmini duyuyor. Başka?

Koklama, tat alma, dokunma, görme algıları beklemede.

Onlara bağlı olarak beyin faaliyetleri de stand by da!

Sonra birdenbire dünya değiştiriyor.

Mağarada, ormanda dere kenarında doğsa idi anne ile kucaklaştığında beyin kayıtlarına sadece bu mekân kaydolacaktı. Bir de annenin ve doğanın kokusu. İşittiği sesler, anne sütü ile beslenme. İlk görüntüler.

Günümüzde bir bebek, bu çağlar boyu süren evrimi ataları gibi yaşamıyor. Evrim geçirmiş insanlığın bir bebeği olarak 2021 yılında doğuyor. İstisna bir durum yoksa, hastane de projektör ışıkları altında giriş yapıyor yaşam sahnesine. Hatta sevinç çığlıkları ve alkışlar ile olsa keşke! Önce doktor karşılıyor onu, ayaklarından tutup havaya kaldırıyor ve poposuna tokat atıyor. Kasıtlı ağlatıyor. Sonra parmağını gözlerinin önünde hareket ettirip, takip edip etmediğini kontrol ediyor. Sonra anne kucağına veriliyor. Artık, 5 duyu organı ve 6. duyu organı açık. Başlıyorlar kayıt yapmaya. Ama mağarada doğan çocuktan binlerce yıl önde.

İşte insan beyninin bu kayıt yapmaya başlaması ile SANAT kavramı da başlıyor gelişmeye. Çünkü, yaptığı kayıtlar onda düşünme refleksleri de yaratıyor. Bazen karşısında, onun dikkatini çekmek için yaptığımız hareketlere odaklanıp dikkatle bakıyor. Sanki bir şeyler anlıyormuş gibi. Eğer yeni buluşlar yapmaz hep aynı şeyleri tekrarlarsanız sıkılıyor. Ağlıyor. Yeni buluşlarınız var ise, yine duruyor. Yine izliyor. Ailenin diğer fertleri onun dikkatini çekmek için şekilden şekle giriyor, tuhaf sesler çıkarmaya ve hareket yapma yarışına girebiliyorlar. O da yetişkinlerin harekete geçmek isteyen, gözden kaçmış, SANAT dürtüsünden kaynaklanıyor. Herkes kendisinin farklı ve onu şaşırtacak bir şey yapmayı deniyor. Bebek bunların bazıları ile ilgileniyor bazılarına da ağlayarak tepki gösteriyor.

Demek ki kayıt yapıyor. Yaptığı kayıtlar arasından seçimler yapmaya başlıyor. Beğendiklerini ve beğenmediklerini belli ediyor. Demek ki düşünüyor. İşte süreç başladı. İçinde bulunduğu ortamda göreceği sevgi, ilgi ve yetişkinlerin ilgisi onda pozitif enerjiye dönüşüyorsa bu bebek şanslı bir bebek olarak büyümeye başlıyor. Aile, olanakları çerçevesinde ona bir şeyler tanıtmaya çalışıyor! Çıngıraklar ile ses yapıyor, sempatik uygulamalarla, onu bir an önce objeler ile tanıştırmaya çalışıyorlar. Bu bebeğin beyni ne kadar çok ve değişik durumlar ile karşılaşıyorsa, onları anlamaya çalışıyor, hatta , taklit ederek anladığını belli etmeye çalışıyor, zenginleşiyor. Üç dört aylık olunca ağlamaların yerini gülümsemeler alıyor!

Peki neden gülüyor?

Demek ki bir şeyler anlıyor hatta ses taklidi ile anladıklarını dışarıya aktarmaya çalışıyor. Değişik tonlarda sesler çıkarıyor, sanki bir şeyler yapmaya çalışıyor. Süreç devam ediyor. Bebeğin gösterdiği belirtilerin zenginliği de artmaya başlıyor .Yatmak yerine oturmayı sevmeye başlıyor. Anne, baba ona zihin ve beceri geliştirici oyuncaklar aldıysa, onlar ile oynamaya, keşifler yapmaya çalışıyor. Ama bunların hiç yaşanmadığı ortamlar da var. Bebeğe kızan, ellerine iğne batıran ağladığı zaman onu tartaklayan aileler de çok !Ailenin ekonomik istikrarı, kendini geliştirmek istiyor olması, yaşamı sevmesi, anne babanın birbirini sevmesi bebeklikten itibaren çocuklara doğru temeller verebiliyor.

Çocuğun sahip olduğu gelişme olanakları esasında uluslararası sanat tanımına doğrudan uyuyor.

Süreç + uygulama = eser = süreç + uygulama = süreç …

Sanat süreçtir. Süreç içinde algılama, süreç içinde düşünmek, hayal etmek ve bunları ince ince, hiç taviz vermeden uygulayarak düşündüğünü, gerçekleştirebilmek.

Çocuk, tanrının veya doğanın yarattığı en gelişmiş sanat eseridir.

Bunun farkına vardığı zaman, o canlanmış ve her şeyin farkında olan bir heykel; anatomi dersi yapan bir orta çağ cerrahı, son yemeğini yiyen bir İsa, bir Mona Lisa, bir Kaplumbağa Terbiyecisi, bir balerin, bir kemancı, bir orkestra şefi, şair, yaşamından kopyalar çekerek hikayeler veya roman yazan bir yazar, mesleğini iyi ve doğru yapmaya çalışan bir beyin cerrahı, hakim, inşaat kalfası, temizlikçi, avukat, mühendis, tiyatro oyuncusu, mimar, fotoğrafçı, sporcu, işini etik, estetik ve adalet ilkeleri ile yapmaya çalışan bir “yaşam sanatçısı” olmalıdır.

Çünkü, normal ya da normal olmayan koşullarda insan öğrenebilen, öğrendiğini uygulayabilen ve sürekli gelişme göstermeye açık bir beyin yapısı sahibi ve beceri donanımı olan yaratıktır. Geçmiş dönemlerde atalarının geliştirdiği bu dünyada o da diğer canlılar gibi doğanın tamamlayıcı bir unsuru olarak var oldu. İnsan olmasaydı doğa kendi kendini ifade edemezdi. Var olduğu çağın 21. yy. gerçeklerini kavrayarak, yaşama bu noktadan itibaren değer katmaya başlaması gerekir. Ama bunun için geçmişini ve neler yapabileceğini bilerek farkındalık elde etmelidir. Çünkü elde etmekte gecikmiş olduğu bu farkındalık aslında onun varoluş nedenidir! Bu sorumluluk ve geliştireceği evrim, artık doğaya egemen olmak, doğayı değiştirmek değil, doğa ile birlikte yaşamak olmalıdır. Bu katkı bile, bugüne kadar atalarının yaptığı pek çok düşünme ve sistem hatasının farkına varmasını sağlayacaktır.

İnsan, doğa ve diğer canlıların tümü ile birlikte, deneyim ve uygulamalar yaparak mağaradan uzaya insan göndermek, Mars’tan arazi satın almak noktasına geldiyse, onun bu varoluş sürecinin bütünsel adı “SANAT”tır. Bu sürecin ve evrensel insan değerlerinin farkında olmayı reddetmiş ya da hiç öğrenememiş bir insan, ev yapmayı, avlanmayı, kağnı arabasını veya otomobili yeniden keşfetmeye çalışırsa, içinde bulunduğu yaşam ortamında önemli çarpıklıklar ve sorunlar var demektir. Tıpkı sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından birisinin kopmuş olması gibi. İnsanın evrimini sağlayan, düşünme biçiminin adını bilmemek, onun gelişmesi ve ürün vermesinin  bastırılmış olmasına karşılık, yanlış düşünce ve anlayışlar ile insanları işçi karıncalar kadar sıradanlaştırma anlayışlarının devrinin kapanması gibi. Öğretim ve eğitim yanlışlıkları, sistem sanatı oluşturmamak, toplum bilimsel veriler de gelişmiş insan ve gelişmiş toplum değerlerini aramamak, insanın taşıdığı özellikler ve kurabileceği dünya ile çelişik yaşanması gibi durumlar, insanın sanat organik özelliğini köreltir. 21. yy. insanı, dünyanın evrimi ve bu evrimden yararlanarak kendi SANAT özelliği ile yaşama nasıl değerler katabileceğini düşünebilecek bir farkındalığa erişmek istiyor. Sanatsız kalmasına neden olan bir ortamda, eksikler, yanlışlar, vizyon  ve sistemsizlik içinde büyümüş olma dağınıklığını hissediyor. Ama tanımları bilmediği için düşüncesini doğru ifade edemiyor. Sanatsız kalmak, yaptığının hiçbir zaman farkında olmamaktır. Ya da fazla farkında olup, kendisinin dışındaki insanların hiç birisinde bu özelliklerin olmadığını düşünmektir.

Oysa insanı yaşatan, ekmek, su, hava değildir sadece, İNSANI YAŞATAN SANATTIR.  

Tamer Levent