Aşk Serileri 1: Bir anne, bir beyin, bir de aşk

Bir anne, bir beyin, bir de aşk

Anne, beyin ve aşk. Kavramsal olarak birbirlerinden apayrı gözükseler de, ne kadar benzer olduklarını; benzerliklerinin mükemmel bir uyum yarattığını öğrenmeye hazır mısınız? Öyleyse, bu sefer de insan beyninde keyifli bir yolculuğa çıkalım ve başlayalım…

Aşk, insanlık için en coşkulu, en heyecan verici, en mutlu edici fakat yeri geldiğinde en üzücü duygulardan biri olmuştur. Belki tarif edilemez belki de hiç yaşanmaz kim bilir… Fakat adı aşk mı bilinmez ama insan beynindeki bu yoğun duygu, tüm beyin fonksiyonlarını hayatın her alanında yönetiyor. Bilim insanları insan bedeninin işlevini bozan bu duygunun gözle görülebilecek şekilde araştırılmasına yaklaşık 20 yıl öncesinde başlamış. Yüzyıllardan beri insanlar için her koşulda büyük önem taşıyan ve tüm edebiyatı alt üstü eden aşkın; son zamanlarda bilim dünyasında da büyülü gelişmeleri var.

Aşk, her insan için farklı bir anlam ifade eder. Kitleden bağımsız, kişilerin yaşanmışlıklarına göredir. Aşk farklı kişilerde farklı düzeylerde yoğunluk gösterir. Bu noktaya kadar her şey tamam. Öyleyse aşk denilince akla sadece Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Aslı, Tahir ile Zühre mi geliyor? Hangi birey, aşkla eş değer? Şaşırmaya var mısınız?

Bilim insanları, birbirlerine deli gibi âşık bir grup çifte önce âşık oldukları kişilerin fotoğraflarını; daha sonra da herhangi bir arkadaşlarının fotoğrafını gösteriyorlar. Daha sonra da bir grup anneye önce çocuklarının daha sonra da herhangi bir çocuğun fotoğrafını gösteriyorlar. Ve sonuç… Tıpa tıp aynı. Anne sevgisi ile romantik aşk, aynı kulvarda omuz omuza. Annenin çocuğunu gördüğü andaki tepkisiyle, cinsiyet fark etmeksizin –aşkta mükemmel eşitlik- sevgililerin birbirlerini gördüğü andaki tepkileri, beyinde aynı bölgeleri aktif ediyor. Daha doğrusu durduruyor. Evet, önce kimyasını değiştiriyor, daha sonra durduruyor. Beyindeki faaliyetler, sevdiğini gördüğü anda çalışmasını sonlandırıyor. Sonra ne oluyor? Kişiler sevdiklerinin hiçbir kusurunu görmüyor, eleştirilecek hiç bir yönlerini bulmuyor. Kuzguna yavrusu şahin görünüyor, aşkın gözü de kör oluyor. Peki, bu kadar mı? Tabii ki hayır! Her iki durumda da beyinde bolca oksitosin hormonu salgılanıyor. Sarıldıkça sarılasınız, bağlandıkça doyamayışınızın bir sebebi yok mu sizce de? Sebebi, oksitosin… Annenize derinden hissettiğiniz bağ, romantik partnerinize sarılma isteğiniz beyninizin size bir ödülü.

Devam edelim. Fotoğraflara bakıldıkça bireylerde, bir benzerliğe daha tanıklık ediliyor. Salgılanan vazopressin hormonu, erkeklerde, partnerlerini koruma adına diğer erkeklere saldırganlığın; annelerde ise dış tehlikelere karşı korumacı tavırların sebebi.

Her şeyi açıklamak bu kadar kolay işte. Bilim, her şeydir. Buz dağının görünmeyen de yüzüdür. Ama o da ne? İnsan beyni bu kadar değişken mi? Ani tepkileri hesaba katmadık mı? Katmamışız. Aşk ve anne sevgisi, farklılıkları da barındırıyor içinde. Romantik partnerlerin vücudunda salgılanan dopamin hormonu ve anne vücudunda özel olarak çocuğunu görünce salgılanmayan dopamin hormonu ilk ayrım noktası. Ne yapar dopamin? Fazla salgısıyla partnerler arasında romantik etkileşime ortam hazırlar. Fakat annede olmaz. Çünkü çocuğuyla ilgilenen annenin o an için düşündüğü sadece çocuğudur ve romantik bir yakınlığa ihtiyaç duymaz. Anne de olan, romantik ilişkide olmayan nedir peki? Görülmüş ki; beyin görüntülemelerinde annenin beynindeki yüz tanıma bölgeleri âşık çiftlerden daha aktif. Ve yine görülmüş ki bu sebeple, anneler çocuklarının yüzlerini kolaylıkla okuyup onları anlıyor ve ihtiyaçlarına cevap verebiliyorlar. Âşık çiftler, bu özelliği neden sadece annelere bıraktınız?

Güzel ve keyifli bir yolculuğun sonuna gelirken çok çarpıcı bir konuya daha değinmek istiyorum. Tutkulu bir aşk yaşanırken, her iki cinsiyetten bireylerde de belli hormonlar ilk zamanlarda oldukça yüksek düzeye ulaşıyor. Görülmüş ki bu artış, obsesif bir ilişkiye sebep oluyor. Yani çiftler, aşklarını en yoğun yaşadıkları dönemlerde, takıntılı şekilde birbirlerine bağlanmışlar. Fakat iki yıldan sonra, kanda artış gösteren bu hormon seviyesi kadınlarda git gide azalmış ve annelik ile birlikte bu durum sonlanmış. Bu da demek oluyor ki, ebeveyn olmak için çiftler arasındaki romantik aşkın takıntılı hali bir şekilde sonlanıyor ve vücut; anne olmaya hazırlanıyor.

Bir anne, bir beyin bir de aşk konumuz; tüm fonksiyonlarıyla birbirinden bağımsız düşünülemeyen. Gördük ki aşk, sadece iki cinsiyet arasında değil; iki beyin arasında yaşanıyor. Kalpte hissedildiği düşünülen aşk, aslında insan beyninde başlıyor. Saklı odalardaki hazinelerini gün yüzüne çıkaran insan beyni, bakalım bizlere ne gibi armağanlar sunacak.

Aşkla birbirini seven tüm beyinlere, sevgilerle…