Eğitim Bilimci, Yazar Dr. Özgür Bolat ile üstün zekalı, yetenekli çocuklar ve eğitimi hakkında sohbet ettik…

Üstün zekalı ve yetenekli kişiyi nasıl tanımlarsınız?

İnsanlar üstün zeka ve yetenek konusunda bir yerde bilimsel bilgi varlığına ve bu tanımın doğruluğuna inanıyor. Ben çoklu zekâya inanıyorum. Ancak “çoklu zekâ” bir öğrenme teorisi değildir. Çoklu zekâyı kullanarak müzik yeteneği olan bir çocuğa ders öğretemezsiniz. Bu çocuk çoklu zekâ ile çok iyi müzik yapar ama onun aracılığıyla öğrenmez.

Üstün zeka dediğimiz, bilişsel beceriyi üst düzeyde kullanmaktır. Mesela müzik yeteneği olan bir çocuğun bilişsel yeteneği olmayabilir. Aynı şekilde bilişsel yeteneği olan bir çocukta da müzik yeteneği olmayabilir. Bilişsel becerisi yüksek çocuk, çok hızlı düşünür ve kolay anlar. Fakat bu çocuk diğer alanlarda zayıf olabilir. Müzik veya spor yeteneği olmayabilir. Üstün zekâlı çocuklar, bilişsel beceriyi üst düzeyde kullanan çocuklardır. Üstün yetenek ile üstün zekâyı ayırmak gerekiyor.

Bilişsel becerili çocuklar, IQ testleriyle seçiliyor. Gözlemle de seçebilirsiniz. Çocuğun sorduğu sorulardan, davranışlarından bunu anlayabilmek de mümkün. Bu çocukları bilime ve sosyal bilimlere yönlendirmek gerekiyor. Bilişsel becerisi zayıf olan çocukların atletik olarak spor, müzik ya da görsel sanatlara yönlendirilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bilişsel becerisi düşük olan çocuğun okula gitmemesi gerekir. Nasıl kısa boylu bir çocuğu basket sahasına koyup “Hadi basket oyna.” demiyorsak, bilişsel becerisi düşük çocuğu da okula göndermek aynı şekilde anlamsız.

Bilişsel zekâsı yüksek olmayan ama üstün yetenekli olan çocuklar neden okula gitmemeli?

Burada bir örnek vermek istiyorum; keman virtüözü olma yolunda ilerleyen, dünyada ilk 40 içerisinde olan bir kız öğrenci bana saat 17:00’de okuldan gelip sonrasında yemek, ödev derken ancak gece saat 19:30 ile 22:00 arası keman çalışabildiğini ama kendisinin keman alanında rakibi olan ve Viyana’da yaşayan çocuğun okula gitmediğini, sadece internet üzerinden bir saat okul eğitimi aldığını anlattı. Düşünün, Viyana’daki çocuk günde 8 saat keman çalarak pratik yapıyor. Kızımız ise 2,5 saat çalışabiliyor. Bu çocuğa okulda ders vermeye gerek yok. Dört yıl temel eğitim verseniz veya internetten ders verseniz yeter. Dünyanın en iyi iki tenisçisi (Djokovic ve Federer) okula gitmedi.

Bir başka önemli nokta ise şu: Ne yazıktır ki bu çocuklar, 17 yaşına geldiğinde sanatı, sporu bırakıyor! Nedeni ise üniversite sınavları ve eğitimi. Bir diğer sebebi ise küçük yaştan itibaren yarışmalara katılan bu yetenekli çocuklar 17-18 yaşına geldiğinde tüm madalyaları almış oluyor. Amaç “ödül” olunca ve bu ödülleri alınca, çocuğun yaptığı işe olan ilgisi kayboluyor. Oysa çocuğun sporu, küçük yaşta oyun olarak, sonrasında antrenman olarak ve daha sonra rekabet olarak yapması gerekiyor. Ama bizler 6 yaşındaki çocukları rekabete sokuyoruz ve çocuk daha bu yaşta rekabet ortamında gelişiyor.

Bu konuda çok ilgimi çeken bir örnek var. Yüzme alanında büyük başarıları olan bir genç kızımız bana, ayaklarını kullanmadan yüzdüğünden bahsetti. Nedenini, zaten ayaklarını kullanmasa da birinci olduğunu söyleyerek açıkladı! Burada rekabet ortamında büyüyen ve diğer insanları referans alan çocuğu görüyoruz. Bu çocuk kendi kapasitesinin üzerine çıkma gereği duymuyor, çünkü ayaklarını kullanmasa da zaten diğerlerini geçerek birinci oluyor. İnsanlar kendilerini referans almalı ve kendi kapasitesinin en üstüne çıkmalı.

Anneler, ”Çocuğum zeki ama çalışmıyor.” diye dert yanıyor. Çocuğa sorduğumda, “Ben zaten birinciyim, neden çalışayım ki?” cevabını alıyorum. Çocuğun amacı, bir şeyi diğer insanlardan daha iyi yapmak değil, kendinin daha iyisini yapmak olmalı.

Bilişsel zekâsı düşük olan çocuklar nasıl bir eğitim almalı?

Ne yazık ki rekabet ortamı derslerde de aynı şekilde. Siz düşük bilişsel yeteneği olan çocuğu okula gönderdiğinizde, çocuk o ağır matematik ve fen derslerini anlayamaz. Sonra bu çocuğa düşük not aldığında “başarısızsın” etiketini yapıştırıyorlar. Etiketlenmiş çocuğa “Hadi resim yap, spor yap.” dediğinizde aldığınız yanıt, “Ben başarısızım, yapamam ki.” oluyor. Kendi alanında eğitim görse, düşük bilişsel becerisinden dolayı başarısız olarak etiketlenmeyecek.

Ancak okul, sosyalleşme aracı olarak temel değerlerin verilmesi gereken bir yerdir, onun için dört yaşına kadar çocuk gitmeli denilebilir. Ama siz okulu öğretim kurumu olarak görüyorsanız o zaman bilişsel zekâsı düşük olan çocuk okula gitmemeli. Ben o çocuğun fiziksel, genetik yapısına, yeteneğinin ne olduğuna bakarım. Çocuğu bu yönde keşfedip yeteneği doğrultusunda yönlendirirseniz, o zaman çocuk başarıya ulaşır. Okula alıp yeteneğini köreltmenin bir manası yoktur. Donald Thomas adında bir Bahamalı sporcu sadece 18 ay hazırlanarak dünya şampiyonasında yüksek atlama dalında altın madalya almış. Bu kadar kısa sürede bunu başarması şaşırtıcı olduğu için Donald Thomas’ın fiziksel yapısını araştıranlar görürler ki Donald Thomas’ın tendon boyu doğuştan uzun. Kangurularda olduğu gibi bir özelliği var ve dolayısıyla kısa süre çalışarak başkalarının yapamayacağı bir başarı elde ediyor. Doğuştan gelen bu genetik ve fiziksel özelliğini başarıya çeviriyor. Şimdi Thomas’ı okula alıp fen öğretmek ne derece mantıklı?

Çocuğun matematik notu 5, tarih notu 2 ise çocuğunuza hangi dersten özel ders aldırırsınız? Bizim ülkemizde genellikle yanıt “tarih dersi” olur. Oysa matematiği 5 olan çocuk bu konuda iyidir ve bu yönde ilerlemelidir. Çocuğun zayıflığını gidermektense, güçlü yanlarını geliştirmek gerekir.

Lise, bu çocuklar için çok geçtir…

Türkiye’de üstün zekâlı eğitimi için okullar yeterli mi?

Bu noktada ülkemizdeki üstün zekâlılara ve yeteneklilere yönelik okul sayısına baktığımızda sorunun yanıtını zaten alıyoruz. Zira Türkiye’de 500’ün üzerinde zihinsel engelli okulu varken, üstün zekâlılar için devletin bünyesinde birkaç tane okul mevcut. O okul da lise düzeyinde. Hâlbuki bu çocukların çok küçük yaşlarda keşfedilerek yönlendirilmesi gerekir. Lise, bu çocuklar için çok geçtir. Türkiye’de en iyi öğrencilerimizi bile şu an eğitemiyor ve yönlendiremiyoruz. Bunu zihinsel engelliler için okulları azaltalım anlamında söylemiyorum. Benim yeğenim de zihinsel engelli. Onların eğitimini çok önemsiyorum. Söylemeye çalıştığım her iki okul türüne de önem verelim.

Hiperaktif çocuk üstün zekâlı çocuk mudur?

Doğruluk payı var ama her hiperaktif çocuk üstün zekâlıdır anlamına da gelmez. Böyle bir gen var, hatta buna “Edison geni” de denir. Bir toplumun yaklaşık %5’inde bu gen mevcuttur. Bu genin Edison, Einstein gibi kişilerde de olduğu düşünülmekte. Eğer bu gen insanoğluna avantaj sağlamasaydı bizlerin gen havuzundan silinirdi. Demek ki bu gen bir işe yarıyor. Bu önemli bir gen.

Siz hiperaktif olan bir çocuğu sınıf ortamına alırsanız bu sorun olur. Sınıf ortamı ile o çocuk örtüşmez. Şu anki sistemde bunu, çocuğa ilaç vererek çözüyorlar. İlaç verdiğinizde çocuk sakinleşiyor ve sınıfa uyum sağlıyor. Bence doğru yöntem, bu çocuğun sınıf ortamını değiştirerek çocuğa uyum sağlanmasıdır. Bu mümkün mü? Mümkün. Benim bazı devlet ve özel okullarında altı yıldır uyguladığım “öğretmen liderliği” projemde bunu yaşadık. Sınıftaki hiperaktif çocuk, dersi bahçede işleyen matematik öğretmeni sayesinde lider ve başarılı çocuk oldu. Bu gibi örnekleri çoğaltmam mümkün.

“Zeki ama çalışmıyor.” Bu durumun sebebi nedir?

O çocuk “zeki” etiketini kaybetmek istemediği için çalışmamaktadır.

Bir diğer önemli nokta ise çocuk, zekâsı ile kabul gördüğünü, sevildiğini düşünüyorsa, başarısızlık durumunda yapabileceği hiçbir şey yoktur, çaresiz kalır. Çocuk zekâsını değiştiremez. Ama başarısını çalışmaya bağlıyorsa bu çocuk başarısız olduğunda “Ben daha çok çalışabilirim.” diye düşünür.

Değiştirebileceği, elinde olan bir unsura bağlanan öz benlik daha güçlü olacaktır. “Zeki olmak” üzerine oluşturulmuş bir öz benliği değiştiremezsiniz, o zaman da öz benlik kırılgan olur. Ama değiştirebileceğiniz bir öz benliğiniz olursa bunu sürekli değiştirebilir, geliştirebilirsiniz. Depresyon en çok öz benliğini, değiştiremeyeceği şeylere bağlayanlarda görülür. Mesela ”Benim güzel kızım.” diyerek çocuğun öz benliğini güzellik üzerine oturtursanız bu yanlış olur. Güzellik baki olan bir özellik değildir. Yaşlanma başladığında depresyon başlar. Aynı şekilde “güçlü, yetenekli” sıfatları da uygun değildir zira bir çocuk her zaman güçlü, yetenekli olamaz. Her zaman olabilecek, sürdürülebilir kavramlar üzerine öz benlik kurmak lazım. Bir çocuk her zaman çalışkan, duyarlı, dürüst, yardımsever olabilir. Zaman içerisinde doğal olarak kaybedilmeyecek özellikler ile öz benliği ilişkilendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Burada bir diğer önemli nokta, o çocuğun üstün zekâlı olduğunu unutmanız gerektiğidir. O sadece bir çocuk.

Üstün zekâlı çocukların avantajları nelerdir?

Bu çocuklarla çalışmak aslında çok avantajlıdır. Yönetmeniz gerekmez, motivasyonu yükseltmek de çok kolaydır ve çabuk öğrenirler. Üstün zekâlı çocuklarda yapılacak en önemli şey, sınıfta öğrenme ortamı yaratmaktır. Bu çocukları aynı sınıflarda eğitirseniz daha hızlı yol alabilirsiniz ama bu sefer de etiketlenme sorunu çıkar. Bu çocuklar diğer çocuklarla da eğitebilirsiniz ama bu durumda da mutlaka farklılaştırma yapmalısınız. Hangi yöntem doğru tartışılır ama önemli olan okulda öğrenme kültürü varsa, her iki yöntem de işe yarar.

Üstün çocukların duygusal gelişimi nasıl bir süreç?

Eğer bu çocuklar “zeki” olarak etiketlendilerse, kendilerini diğer çocuklardan farklı görmeye başlıyorlar ve narsizm, yani üstünlük ve gösteriş duygusu gelişmeye başlıyor. Sonra diğer insanları aşağılamaya başlıyorlar. Okullar da yeteneklerini sunacakları bir ortam yaratamazsa bu kişiler ürün ortaya koyamıyor. Ürün çıkartamamak ise zeki çocuklar ve insanlar için depresyon kaynağı oluyor.

Ebeveyn çocuğunun üstün zekalı olduğundan şüpheleniyorsa bir psikoloğa mı başvurmalı?

Aslında bilinçli bir ebeveynin bir psikoloğa başvurması gerekmez. Eğer ebeveynin önünde bir referans kaynağı yoksa ve bu konuda bilgisi fazla değilse başvurması tanılama anlamında faydalı olabilir. Bilinçli, bu konuda bilgili bir aile çocuğu gözlemleyerek de kapasitesini anlayabilir. Bunun için çocuğu bu tarz bir sürece sokmak, skorlamak çok da gerekli değildir. Önemli olan çocuğu sadece bir çocuk olarak görmek ve bilişsel yeteneklerini geliştirmek için çalışmaktır.

Bu çocuklar hızlı düşünür, çok soru sorar, meraklıdır, çabuk öğrenir, adalet duyguları çok gelişmiştir. Adalet duygusu konusunu açarsak bu çocuklar arkadaşlarını savunur, kendisi ile alakalı olamayan konularda dahi başkasını koruma eğilimi gösterebilir. Ebeveyn, ”Sen onun avukatı mısın?  Neden karışıyorsun ve kendini kötü duruma düşünüyorsun?” serzenişinde bulunmak durumunda sıkça kalır. Bu belirtiler 3 yaşından, hatta 2 yaşından, itibaren ebeveyn tarafından da gözlemlenebilir.

Üstün zekâlı eğitimi nasıl olmalı?

Büyük pencereyi açmak gerekli. Büyük pencere “İnsan geliştirme modelidir”. Bunu yapmak için öncelikle çocuğun yeteneğini keşfetmelisiniz ki üstün zekâlı çocuklarda yetenek bilişseldir. Sonra çocuğa bir alan sunulmalı. Çocuğun zekâsını bir araba motoru gibi düşünürsek, bu çocuklara eğitim veren okulların şu an yaptığı, motoru devamlı geliştirmektir. Motoru, zekâ ile ilgili yarışmalar, çalışmalar yaparak devamlı çalışır halde tutmaya çalışıyorlar. Fakat önemli olan arabayı alıp yola koymak. Bunu yaparak çocuğa alan yaratılmalı. Çocuğa “Sen iyi bir matematikçi olacaksın, sen iyi bir bilim insanı olacaksın.” diyerek okulun çocuğu yönlendirmesi, ona alan sağlaması gerekir. Şu an yapılan en büyük hata bu yönlendirmenin yerine devamlı çocuğun motorunun geliştirilmeye uğraşılıyor olmasıdır. İnsan geliştirme modelini anlamadan üstün çocuklarla çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.

William James Sidis dünyanın en zeki adamı olarak biliniyor ama çoğumuz tanımıyoruz, çünkü bir ürün çıkarmadı. Einstein, William’dan daha az zeki olmasına karşın ürün çıkardı, Edison ürün çıkardı. Burada önemli olan, çocukları, bir alan yaratarak, odaklı çalışmaya yönlendirmektir. Aksi takdirde çocuğun zeki olması bir şey ifade etmeyecektir.

Üstün zekâlı çocuklar, bir gelişim kültürü içerisinde olmalıdır. Gelişim kültürü, çocuğun çevresindekiler ile birlikte gelişme göstermesi demektir. Okulda ya da evde çocuğun çevresindekiler de çocukla birlikte gelişmelidir.

Bir diğer önemli nokta “başarı motivasyonu”dur. Çocuklara başarma isteği aşılanmalıdır. Çocuğun içinden gelmesi, sevmesi tabii ki önemlidir ancak başarı motivasyonu farklıdır. Bunun bir geni yoktur, doğuştan gelmez. “Başarı motivasyonu” sonradan öğrenilir.

 

Röp: Serap Torun

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here