S.O.SYAL MARKA

S.O.SYAL MARKA

Değişim 2000’li yıllarda başladı.

90 lı yıllarda açılan AVM. ler ve Amerikan stili  şirket kurumsallaşmalarıyla toplumumuz kendine ait olmayan bir elbiseyi zorla giyerek yaşamın her alanında o duruşla var olmamızı doğru sanarak yıllar geçti.

Ardından bu kurgu düzenin bireyselleştirmeye başladığı insanlar kişisel gelişimciler, marka – yaşam koçları ve nefes terapistleriyle tanıştı.

Sanıldı ki; en doğru yaşam bu ve yaşamın sırrı çözüldü. Birey olarak keşfettik ve bitti.

Oysa oyun halen sürmekte!

2010’lu yıllarda oyun sadece kostümünü değiştirdi ve her defasında farklı ambalajlarla önümüze sunuldukça bizde tadına bakmaktayız.

Bu kez yeni slogan; sürdürülebilir yaşam, sosyal girişimcilik, dağlara giderek kendini bulan ama yine şehirlerde kaybolan milyonlarca insan.

Aslında sorgulanması gereken ‘’ne’’ halen arıyoruz.

Yıllardır ‘’derin düşünme ‘’ üzerine kafa patlatmaktayım.

Yani doğal bir gıda ile beslenmeye çalışırken, o doğal gıdanın hangi bilinç düzeyinde üretildiğini, bu bilinç düzeyi doğru ise desteklenmesi gerektiğini ve bu destekte bizlere düşen görev nedir? Gibi soruları yaşamda her an sormak lazım.

Uluslararası çevre örgütleri doğayı kirletmeyin, denizleri koruyun diye dünyayı ayağa kaldırırken, acaba neden asıl doğayı yok eden ve insanlığın toplam su tüketiminden onlarca kat fazla sanayi tipi hayvan besiciliğini hiç gündeme getirmiyorlar düşünmeli.

Acaba bu kadar çevre dostu olup uluslararası eylemlere imza atanlar yeni bir oyunla dikkati başka yöne doğrumu çekmek istiyorlar, irdelemeliyiz.

Biz kişisel gelişim, kurumsallaşma, nefes terapisi, bireyselleşme ile uğraşırken her birimiz kendimizden öte bir toplumsallığı ne kadar öteliyoruz?

Ya da bu oyunlarla oyalanmamız mı gerekiyor?

İşte bu soruları sormayıp, derin düşünmedikçe sığlaşan kimliğimiz, benliğimiz sosyal medyada takılmak, Tv deki bir diziyi izlemek, spor yaparak kendimizi iyi hissetmek yönünde dönüşüme zorlanmakta. Tıpkı akan bir nehri tersine çevirmeye çalışmak gibi, ne istediğimizi değil, ne istemediğimizi belirlemekle geçen milyonlarca hayat, suya sabuna dokunmadan tarihi tekerrür ettirmekteyiz.

Bireyler, sosyal birer organizma olarak duygusuyla, aklıyla, tüm kimyasıyla beslenmesi gerektirmektedir.

O sebeple kişisel gelişimde bütünsel benliğimizle sormalıyız.

Hangi yoldayız, sabah gülerek uyanacağımız ne yapıyoruz, çevremize ve çevremizde yaşayan canlılara ne kadar yaşam hakkı tanıyoruz diye.

Yıllar önce Atatürk için yazdığım bir tanımda,

‘’O’’liderlerin lideriydi, en büyük özelliği ise, kendisinden öte bir toplumsallığı temsil etmesiydi, demiştim.

Biz ne kadar öyleyiz?

Yoksa bize sunulan oyuncaklarla eğlenerek, üzerimize uymayan bir elbiseyle yaşamaya mı çalışıyoruz?

Adımızla sosyal yaşamdaki markamızın , misyonu, değerleri, marka kurumsal kimliği var mı?

Yaşamımız yemek, içmek, uyumak ve bu şekilde anne baba olarak geleceğin nesillerini yetiştirebilir miyiz, SORMALIYIZ.