Senin motivasyonun hangisi

“Bütün sadakalar merhamet yüzünden verilseydi, dilenciler açlıktan ölürdü.” İlk gençliğimden beri sık sık iç sesimin tekrarladığı, “iyi”lik halimizi de derinden sorgulayan, Friedrich Nietzsche’ye ait bir söz.

Toplum olarak sadaka kültürümüzün tarihsel bir geçmişi var. Dünyanın en eski vakıf sistemine sahip oluşumuz, İstanbul’un korunan semtlerini gezerken çeşmelerde gördüğümüz sadaka taşları, ramazan aylarında gerçekleşen paylaşma ve dayanışma ritüellerimiz, Anadolu’da devam eden “hayır” geleneği… Bugün de eğilimlerimizde pek bir değişiklik olduğu söylenemez. Birkaç örnek vereyim. Trafik ışıklarında beklerken penceremize gelip bir şeyler uzatan çocukların durumunu görünce önce onları buraya sürükleyen sisteme öfke duyuşumuz, ardından dayanamayıp para uzatışımız. Sokak satıcılarını birkaç kez geri çevirsek de sonunda elimizi cebimize atışımız. Alışveriş yapıp çıktığımız marketin kapısında bekleyen genç anneye poşetimizden birkaç ürün çıkararak verişimiz, akşam olup evimizde bir köşeye çekildiğimizde, yaptığımız “iyi”likle yaşadığımız iç rahatlığı da muhtemelen bizden önceki kuşaklardan devraldığımız bir durum. Ama F. Nietsche diyor ki: ”Bütün sadakalar merhamet yüzünden verilseydi, dilenciler açlıktan ölürdü.” Hemen akabinde zihnimde uyanan soru: “Bize sadaka verdiren motivasyon ne?”

İç sesim şöyle cevaplarımız olduğunu söylüyor: “Bir gün benim de başıma gelebilir.” “Ya benim çocuğum da bu çaresizliği yaşasaydı?” “Sağlığımı kaybedip aynı duruma düşebilirim!” Ardından tüm vücudumuzu saran, anlık, müthiş bir korku… Öyleyse karşınızda sadakamızın motviasyonu! “Korku!”

Korktuğumuz için ettiğimiz yardım, korktuğumuz için verdiğimiz destek, korktuğumuz için yaptığımız “iyi”lik bizi “iyi” ve “erdemli” insan yapabilir mi? Benim cevabım “hayır!” İyi olma hali, çocukluğumuzdan yetişkinliğimize, ömrümüz boyunca sürdüreceğimiz, benliğimizin ayrılmaz bir parçası. İyilik var oluşumuz olmalı… İyiliği ancak bu şekilde yaşar ve yaşatırsak “iyi ve erdemli” olabiliriz. Sadaka veriyorum. Çünkü bu eşitsizliğin karşısındayım.

Sadakanın, eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için yaptığımız, yapabileceğimiz onlarca, yüzlerce, binlerce şeyden yalnızca biri olduğunu düşünmenizi isterim. Eşitsizliğin sonuçlarını azaltmak da bir iyilik, fakat az önce sadakanın motivasyonunu irdelerken yaptığım gibi, metaforum olan “sadaka” dışında neler yapabileceğimizi de düşünelim. Eşitsizlikler birilerinin sorunu değil, bazı gruplara, belli coğrafi bölgelere, şu veya bu topluma, bu ülkeye ait değil. Tüm eşitsizliklerin karşısında “iyi ve erdemli” biri olarak hayat boyu durmalıyız. Yapıp ettiğimiz her şey, mutlaka bu duruşumuza ve eşitsizliklerin kaynağına ulaşarak fark yaratabilmemize küçük veya büyük ölçüde hizmet edecektir. Sadaka yalnızca bir metafor, dayanışmanın her çeşidini bu metaforla birleştirebiliriz.

Yazımı bitirirken eklemek isterim. Toplum olarak hala sivil toplum kuruluşları yani dernekler ve vakıflara yıl boyu verdiğimiz sadakaların yarısı kadar bile bağış yapmayan insanlar bütünüyüz. ”İyi ve erdemli” insanlara çağrımdır. Lütfen eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için dezavantajlı gruplar, kadınlar, engelli olarak tanımlanan bireyler, eğitim, sağlık alanlarında, konusu ne olursa olsun, mücadele eden, aktif bir şekilde çalışan sivil toplum kuruluşlarının bağışçısı olalım.