Kahraman Çocuk filminden öğrenilecek çok şey var

 

İdeallerine tutkuyla bağlı çocukların önlerinden çekilin!

Bir çocuk yaşadıklarını anlatıyordu. Kendi ağzından kendi hayat hikâyesiydi. Daha minicik parmakları, düşünceli bakışları arasında araştırmalar yaparak  bilime olan tutkusunu dile getiriyordu. “Kahraman Çocuk” (The Young and Prodigious T.S. Spivet) yayınlanan filmde T.S. Spivet’in  yaşadıklarını izliyoruz.

Filmi özellikle farklı bir gözle seyretmenizi isteyeceğim. Neden mi?

Biyolog bir anne ile kovboy bir babanın,  üçüncü ve en küçük çocuğu olan 12 yaşındaki T.S. Montana’daki bir çiftlikte yaşamaktadır. Manken olmak isteyen bir ablası ile filmin ilerleyen dakikalarında bir kaza sonucu kaybettiği diğer kardeşi kendisinden oldukça farklıdır.

Annesi zooloji ve botanik alanında yeni türler keşfetmeye çalışırken, babası doldurulmuş hayvanlardan oluşan bir odayı müze olarak kurgular. Bu süreçte küçük Spivet, bir bilimsel toplantıya katılır. Orada yapılan konuşmaya coşkuyla eşlik eder. Kendisini keşif yapmaya adayacağının sözünü verir. Gün geçtikte de harita yapımı ve keşifler konusunda daha da yetenekli hale gelir.

Ancak, Spivet’in yaptığı çalışmaları anlamayan öğretmeni tarafından kendisiyle sık sık alay edilir. Hatta çalışmalarına kusurlar bulan öğretmenine, yazısının ünlü bir dergide yayınlandığını gösterince sınıfta küçük düşürücü cümlelere maruz kalır. Öğretmeni, bilimsel yeteneği olmadığını resmen baskı yaparak dile getirir.

İşte bu sahnede dayanamayıp içimden şunları geçirdim: Böyle kişiler dünyanın neresinde olursa olsun öğretmenlik yapmamalı. Kendi küçük dünyaları içinde sıkışıp kalırken, çocuklara zarar vermemeli. Yeniliklere açık, üreten, düşünen ve en önemlisi öğrencilerini değer vererek dinleyen öğretmenler olmalı.

Bir gün Spivet’e, Smithsonian müzesinden beklenmedik bir telefon gelir. Son yaptığı keşfin prestijli Bair Ödülü’ne layık görüldüğü söylenir. Spivet ödül törenine gitmesi ve bir konuşma yapması için davet edilir. Hiç kimseye haber vermeden valizini hazırlar, yanına annesinin günlüğünü de alır.  Washington’a giden bir trene binmek için büyük tehlikeler atlatır. Küçücük bedeniyle oradan oraya kocaman valizini taşır. Sonunda trendeki bir karavana yerleşir, aç ve susuz bir yolculuk geçirir. Yalnızdır ve kendisini kimsesiz hisseder.

Washington’a gittiğinde de bir polis ile karşılaşır. Polis, çocuğa hesap soran bir tavırla yaklaşır. Spivet’in kaçmasıyla da kovalamaca başlar.  Kaçmayı başarır başarmasına ancak, kovalamaca sırasında yaralanır.

Yılmayan Spivet yoluna devam eder. Ödülünü almak için çabalaması, davet edenlerin onu bir yem gibi görüşü ve sonunda ailesinin sahip çıkması ile biten bu filmden alınacak çok ders var.

İlgisiz anne ve babaların, kendi dünyalarında yaşamadan önce çocuklarına zaman ayırmaları gerektiği vurgusu yapılıyor. Ne kadar kendi hayatını yaşasa da herkes, çocuklara zaman ayırmak zorundadır. Onları dinlemek, sorunlarına çözüm bulmak ve yollarındaki engelleri kaldırmalarına yardım etmek önemlidir.

Çocuklarınızın okulda yaşadığı zorluklar olduğunda mutlaka kulak verin. Öğretmeniyle sorunları varsa çözüm bulmak için harekete geçin. Hedefleriyle sakın dalga geçmeyin ve sizin için değerli olduğunu hatırlayın. İdeallerine tutkuyla bağlı çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik, yanında olup destek vermektir.

Gerisini onlar başarır zaten…

 

Esra ÖZ

Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog ve Sosyal Medya Danışmanı

Ailelerin ve uzmanların tercih ettiği yayın. Anne bebek çocuk sağlığı, gelişimi ve beslenmesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.