“Kadınlar Günü”nü yanlış mı anladık?

“Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ağır bedeller ödenmiş zamanların günümüze aktarıldığı bir tarih. Altında emek, mücadele ve acı yaşanmışlıklar barındıran 8 Mart tarihini Türk kadınları olarak özgürce kutlayabiliyorsak bunu Cumhuriyet ile kazandığımız haklara borçluyuz. Türk kadınının değerini, toplumdaki yerini o dönemde il il yaptığı konuşmalarla dile getirip, toplumda kadınlar için eşitlik konusunda bilinç oluşturan Mustafa Kemal Atatürk’ün önünde saygıyla eğiliyorum.

 

İlk “Kadınlar Günü”

Kadınlar Günü kutlanmaya ilk defa 1908’de ABD’de başladıktan kısa süre sonra dünya çapına yayıldı. 1913’te Rusya’ya kadar ulaştı. Rusya’daki kadın hareketinin önde gelen ismi, Lenin’in karısı olarak da bilinen Nadya Krupskaya idi. Çarlığın yıkılışında rol oynayan devrimi tetikleyen bu olay karşısında dönemin güçlü siyasi isimlerinden Leon Troçki, “’Kadınlar Günü’nün bir devrimi başlatacağını hayal edemezdik” der.

Kadın erkek eşitliği konusunda geçtiğimiz yüzyıl başlayan kıpırdanmalar artık daha güçlü fakat henüz yeterli değil. Günümüzde her ne kadar kadın erkek eşitliği konusunda iyileştirmeler yapılıyorsa da dünyada kadınların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayata katılımları ve yaşamın her alanındaki eşitsizlikleri ne yazık ki devam ediyor. Özellikle iş yaşamında hâlâ kadınlar erkekler ile yeterince eşit şartlarda çalışmıyor.  Ancak farkındalık arttıkça ve zaman içerisinde tüm bu olumsuzlukların düzeleceği yönündeki umutlarımız giderek artıyor.

Kıssadan hisse

Yaklaşık yüz yıl önce Avrupa’nın kalbinde yaşayan Mileva Maric fizik okumak ve iyi bir fizikçi olmak için çok çabalar. O zamanlarda erkek işi olarak görülen bilim ile ilgilenmek her kadının yapabileceği bir şey değildir. Annesi dahil, bu denli çalışmasının kendisine koca bulmada yardımcı olmayacağını söylediği bu kadın, sonradan Einstein’in karısı olarak pek çok çalışmasında ona yardım eder. Einstein’in yaptığı çalışmalarda Mileva’nın katkısı oldukça fazla olmasına rağmen onun adından söz edilmez. Resmi kayıtlarda da yoktur. Ancak burada belki de Einstein’ı suçlamamak gerekiyor, çünkü o dönemde kadın imzasını taşıyan bilimsel bir yayın önyargı sebebiyle gerekli değeri görmeyebilirdi. Hikâyenin devamı ise çok tipik. Einstein başka birine aşık olur Mileva’dan ayrılır. Mileva şizofren olan oğluna bakar. Pahalı tedavi masrafları altında ezilen Mileva’ya Einstein’ın verdiği para yetmediğinden sefalet içinde yaşamını sürdürür.

Bu hikâyeye değindim çünkü çevremizde çok fazla bu tip yaşamlar görüyoruz. Eşitlik istiyorsak önce biz kadınlar düşünce tarzımızı, beynimizi erkeklerle eşitlemeliyiz.  İşe nereden mi başlamalı? Bence bugünden başlamak iyi olabilir. Öncelikle bugünün erkeklerden çiçek almak, hediye kabul etmek ya da indirimlerden faydalanmak için bir fırsat günü olmadığını anlamamız gerekiyor. Eğer hayatınızda sizi okumaya, çalışmaya, güçlü olmaya,kendi ayaklarınız üzerinde durabilmeye teşvik etmiş bir erkek varsa siz ona çiçek alın. Çünkü onun size kattığı değer tüm hediyelerden daha kıymetli.

Kadınlar Gününüz kutlu olsun.