İnadına hayal!

Yaşam koşulları her geçen gün gereklerimizi arttırarak, önceliklerimizi unutturmaktadır.

Yani internet faturası, taksitler, kredi kartı ödemesi, çocuğun okul taksiti vb. vb., o kadar gerekli şeyi cep telefonu dediğimiz bizler için bir uzuv haline gelen cihazlarla halleder olduk. Gelişimin dayattığı gereklilik öyle bir noktaya erişti ki, var olan yaşamı sürdürmek için hayal kurmayı aklımıza getiremez olduk.

Bizleri meşgul eden mecralar, online satış stratejilerinin yaşamımızda kapladığı alandan doğan gecikme hissiyle nefes almayı unutur olduk. Hep ertelediğimiz kendimiz olabilmek duygusu ve son yıllarda gelişen köye yerleşme planları ile sürüyor yaşam.

Oysa çocukken ne çok hayalimiz vardı.

Hiç unutmam 10 yaşında annemin rehberliğiyle okuduğum Sefiller romanındaki acıları hissedişim, ‘’3 silahşörler ‘’ kitabıyla kendimi silahşörlerden biri sanarak onlarca gün geçirmem ya da bir şarkıyla aylarca hayal kurduğum anlar, şimdi komik hâle geldi.

Büyüdükçe ortak aklın gerekleri, “boş hayaller kurma’’, “ayağın yere basın’’, “ne düşünüyorsun, Karadeniz’de gemilerin mi battı’’ derken, hepimizin birer tüketim makinasına dönüştük. düşünme tekniği veya yaşama sanatı kavramları bize ait hiç bir şeyi yansıtmıyor artık. Ortak akıl ‘’internet odaklı yaşama sanatı ve düşünce’’ haline dönüştü.

Nerede hayallerimiz? Kendimiz olmayı yaşarken değil, okurken veya duyarken öğrenir hale geldik.

Geçen yıl MSGSÜ de, değerli dostum Yavuz Dizdar ile 1.5 saat olarak planladığımız ve 3 saate yakın süren bir düet söyleşi gerçekleştirdik. Yaklaşık 45-50 öğrenci katılımıyla yaşama dair bir akıl-duygu yolculuğu gerçekleştirdik. Son bölümde öğrencilere hayallerini sorduk. Ortak akılın tepe noktasındaki bir öğrenci, BENİM HAYALİM, AYDA 20 MİLYON DOLAR KAZANMAK demişti. Yavuz Hoca da, bende harika! diyerek tepki vererek sorduk, NE YAPACAKSIN O PARAYLA?

Yanıt, son model arabalar alacağım.

Soru, peki nasıl kazanmayı düşünüyorsun bu kadar parayı?

Yanıt, Bilmem / ve gülüş

Olay hepimiz için bu kadar. Hayal kuranlarda hayalin adı var, ancak yolu ve o yol uğruna verilecek emek kurgusu için bir tanım maalesef yok. Durum böyle olunca ‘’ boş hayaller kurma’’, ‘’ayağın yere bassın’’ diyenler hep haklı çıkar ve ortak akılda bunu savunur. Ve o güzelim hayal dünyası giderek yok, yok olur. Hayale inanmadıkça ve o uğurda başarısız olunsa bile yolculuğun neler katabileceğini deneyimlemeyen, öğrenilmiş çaresizliğe teslim olan hale geliriz. Durum olağanlaştıkça ve biz hayal kurmadıkça yaydığımız enerji kelebek etkisi ile umutsuzluğa, çaresizliğe, hatta Afrika da açlığa, çevresel felaketlere, duyarsızlığa, bana neye, kime neye, sana neye dönerde, biz hayalsiz yıllara teslim olup yaşlanırız. Yaşama bıraktığımız enerji ile arkamızdan şöyle derler, “Allah rahmet eylesin, iyi insandı’’ oysa ardımızda bir fikir sembolü, bir yaşam felsefesi ile anılmak bence hep daha iyidir. “Işıkla uyusun, ne mücadeleci bir insandı’’, “hayalleri için hep mücadele etti’’ tabi kötü anılmayı hiç katmıyorum.

Hepimize bir hayal her hayal zamanında!

İnsanın inandığı, savunduğu, başaramasa da kendini kaybedebileceği bir hayali olmalıdır. Çünkü başarısızlığın hayal kırıklığından doğar yeniden yapmak isteği. İnsan kendini aşmakla yükümlü olmalıdır. Aksi halde hep teslimiyet ve doğal mağlubiyet kaçınılmazdır.

Hayli inşa etmektir yaşam mühendisliği, yapı çökse de yeniden yapma isteği ve hataların deneyimiyle tekrar başlama arzusu. Hayal kurmak, düştükçe uçmanın öğrenildiği bir deneyimdir. En sonun da öyle bir bilince ulaşılır ki, akıl ve kalbiyle uçar insan. Yani her eşiğinde katma değer olan bir olgudur hayal. Uğruna kendini kaybederek emek vermekle yapılan bir ruhsal yolculuk. Kaybetsek bile kazanma ihtimalin sarhoşluğudur öğretinin temeli.

Varsın uçuyor, aklı bir karış havada desinler.

Hayal kurmak güzeldir, yere nasıl ve ne zaman ineceğinizi öğrendiğiniz sürece.

Merve Kılıç – Sivil Toplum Uzmanı