Çocukluk döneminde yaşanan olaylar geleceği nasıl etkiler?

Babasından şiddet gören bir çocuğun, annesini gözlerinin önünde kaybetmeden önce, bahçelerinde evlerine bakan bir kardan adam görür ve hikaye başlar. Kardan Adam filminin ilk sahnelerinden sonra, cinayetler silsilesini çözen bir dedektif ve ekibinin her kar yağdığında bahçesinde kardan adam olan, tek çocuklu ve çocuğun babasıyla annesinin arası iyi olmadığı ailelerde kadınların kayboluşunu araştırır. Bu olaylar cinayetler silsilesinin habercisi olacaktır. Kardan adam imzalı mektuplar ve dedektifin bu süreci araştırmasını konu alan filmin sonunda katil akla gelmeyen bir kişidir. Çocukluk döneminde yaşanan olaylar burada da geleceği etkilemiştir.

Çocukluk döneminde yaşanan olaylar nasıl etkiler?

Çocukluk döneminde yaşanan olaylar nasıl etkiler?

Çocukluk döneminde yaşanan olaylar insanların hayatlarının şekillenmesinde çok büyük bir önem taşır. Boston Çocuk Hastanesi’nin Çocuk Hastalıkları bölümünde öğretim üyesi olan Dr. Charles Nelson tarafından gün yüzüne çıkartılan olay bu konuya örnek olacaktır:

ABD’nin Wisconsin eyaletinde yaşayan Carol ve Bill Jensen, üçü de dört yaşında olan Tom, John ve Victoria adlı çocukları evlat edinmişlerdi. Önceden kimsesiz olan bu çocuklar, evlat edilene kadar Romanya’daki devlet yetimhanelerinde korkunç koşullara maruz kalmışlar, bu durum beyin gelişimlerini de etkilemişti.

Jensen’lar Romanya’dan çıkartmak üzere çocukları alıp bir taksiye bindiklerinde, Carol taksi şoföründen çocukların söylediklerini kendisine çevirmesini istedi. Şoförün yanıtı, çocukların konuşmalarının anlamsız olduğu yönündeydi. Bu, bilinen bir dil değildi; normal etkileşime aç olan çocuklar, tuhaf bir kreol dili geliştirmişlerdi. Büyürken öğrenme bozukluklarıyla da başa çıkmak zorunda kaldılar. Tüm bunlar, çocuklukta yaşadıkları yoksunluğun birer sonucuydu. Tom, John ve Victoria, Romanya’daki günleriyle ilgili fazla bir şey hatırlamıyorlar. Ama bu yetimhaneleri bütün canlılığıyla hatırlayan biri var.

Çocukluk döneminde yaşanan olaylar geleceğini nasıl etkiler?

Kurumları ilk kez 1999’da ziyaret eden Dr. Nelson, gördükleri karşısında dehşete kapılmıştı. Küçük çocuklar, herhangi bir duyusal uyarana maruz kalmaksızın parmaklıklı bebek yataklarında tutuluyordu. Her on beş çocuğa tek bir bakıcı düşüyordu; bu bakıcılar da çocukları ağladıklarında bile kucaklarına almamak, yakınlık ve şefkat göstermemek konusunda kesin talimat almışlardı. Yakınlık göstermek, çocukları daha da fazlasını istemeye yönlendirecekti. Böylesi bir ihtiyacın karşılanmasıysa, sınırlı sayıdaki görevliyle mümkün değildi. Bu koşullar altında, işler sıkı bir disiplinle yürütülmekteydi.

Çocuklar, tuvalet ihtiyaçlarını yan yana dizilmiş lazımlıklarda hep birlikte gideriyor, saçları cinsiyet gözetilmeksizin aynı biçimde kesiliyor, hepsine tek tip giysiler giydiriliyordu. Beslenmeleri de yine sıkı bir programa bağlıydı. Sonuçta her şey mekanik hale getirilmişti.

Ağlamaları karşılıksız kalan çocuklar, kısa süre sonra ağlamamayı öğreniyorlardı. Kimse onları kucağına almıyor, kimse onlarla oynamıyordu. Temel ihtiyaçları olan beslenme, temizlenme, giydirilme giderildiği halde, çocuklar duygusal yakınlık, destek ve herhangi bir uyarandan yoksun olarak yaşıyorlardı. Bunun sonucunda çocuklarda “ayrımsız yakınlık” olarak bilinen durum gelişmişti.

Nelson, bir odaya girdiği anda, çevresini daha önce çocukların sardığını, kiminin kollarına atılırken kiminin de kucağına oturduğunu ya da elinden tutup onu bir yerlere götürdüğünü anlatıyor. Bu tür ayrımsız davranışlar ilk bakışta insana sevimli gelse de aslında ihmal edilmiş çocuklarda görülen başa çıkma stratejilerinden birine işaret eder ve uzun dönemli bağlanma sorunlarını da beraberlerinde getirirler. Bu davranış biçimi, böyle bir kurumda büyümüş çocukların ayırt edici özelliklerinden biridir.

Tanık oldukları şeyler karşısında epeyce sarsılan Nelson ve ekibi, Bükreş Erken Müdahale Programı’nı başlattılar ve bu program kapsamında altı ay ila üç yaş arası 136 çocuğu değerlendirdiler.

Çocuklar, doğduklarından beri bu yetimhanelerde yaşamaktaydı. İlk ortaya çıkan gerçeklerden biri, çocuklardaki IQ puanlarının, genel ortalama olan 100’ün epeyce altında; 60 ila 70’ler civarında olduğuydu. Beyinlerinin yeterince gelişmemiş olduğunu gösteren davranışlar sergilemenin yanında, lisanla ilgili işlevler de geri kalmıştı.

Çocukların beyinlerindeki elektriksel etkinliği ölçmek için EEG (elektroensefalografi) yöntemini uygulayan Nelson, Nöral etkinliğin de ciddi biçimde düşük olduğunu gördü.

Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: Devletin bakım kuruluşlarındaki çocukların beyinleri gelişmiyor. İki yaşına kadar evlat edinilen çocuklar toparlanabiliyor. Ama enstitülerde vakit geçirip ailelere geç verilenlerde zihinsel hareket yavaşlıyor. 42 aydan sonra yetimhanelerde kalan çocukların beyinleri inceleniyor. Tablodan da görüldüğü üzere, yetimhaneye hiç yatmamış çocukların beyinleri hızlı ve rengarenk çünkü aktivite var. Yetimhanede kalan çocukların beyinlerindeyse iki renk var çünkü çok daha az faaliyet var.

Çocuklarınıza sevgi göstererek birçok şeyi değiştirebilirsiniz. Onları karşılıksız ve çok sevin, lütfen bunu da her şekilde hissettirin. Geleceklerini aydınlatmak sizlerin elinde.

 

Esra ÖZ

Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog ve Sosyal Medya Danışmanı

 

Reklam
Ailelerin ve uzmanların tercih ettiği yayın. Anne bebek çocuk sağlığı, gelişimi ve beslenmesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.