Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda yaşa dikkat!

Çocuklarda dikkat, son yıllarda okul/ders başarısında sözü edilen bir kavram olarak ön plana çıkıyor. Dikkatin hayatta kalmak, sosyal ilişkileri devam ettirebilmek, değişikliklere uyum sağlamak ve hatta (bunların bir sonucu olarak) yaşantıdan keyif alabilmekle de yakından ilgisi vardır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu nörogelişimsel bir bozukluk olmakla birlikte çok sayıda farklı sebeplerin etkileyebileceği bir durum. Bunlardan biri de çocuğun yaş ve gelişim özellikleri. Çocuklarda dikkat özellikleri, yaşa göre önemli farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle “okula hazır olma” ilkokula başlama yaşı önem taşıyor. Çocuk psikiyatrisi uzmanı olarak bizler, sadece takvim yaşının çocuğun okula başlamaya hazır olduğunu gösteren bir bulgu olmadığını düşünüyoruz.

Erken doğan ya da doğduğunda vücut ağırlığı düşük olan, doğum sırasında zorlanmış, doğumdan hemen sonra küvözde kalmış çocukların ilkokula başlarken dikkat ve algı sorunlarını yaşıtlarına göre daha yoğun yaşayabileceğini biliyoruz. Meselâ; aslında, biraz daha zamana ihtiyacı olan, hâlâ oyun oynaması gereken, bir sınıfta 40 dakika dersi dinleyemeyecek çocuğun, 72 (yetmiş iki) ayı doldursa da okula gönderilmemesi gerekebilir. Okula gönderip o sınıfta kalmasını, beklemesini, “diğerleri gibi” öğrenmesini istiyorsanız, o isteğe uygun tedaviler deneniyor, bir ilaç veriliyor ve çocuk oturtuluyor. Ancak bu “çocuk psikiyatrisi bilimi” ile örtüşmüyor. 

Benzer şekilde sık enfeksiyon geçiren bir çocuğunuz varsa, hastanede yatarak tedavi görmek zorunda kalmışsa, çok sayıda ilaç kullanmak durumundaysa çocuğunuzun dikkat, algı ve belleği, akademik ve sosyal becerileri yaşıtlarından geride kalabiliyor ya da farklı davranışlar gösterebiliyor. Bunları göz ardı etmemek gerekiyor. 

DEHB tanısı konmadan işleri hızlandırmaya çalışmak doğru değil!

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tam tanısını almadan da ilaç tedavisi ile okula gönderilen çocuklar olabiliyor. Oysa hızlandırmak, hazırlamak, zorlamak hangi alanda işe yarar ki, çocukta yarasın?

Gelişimi beklenmeden, okul hazırlığını ve uyumunu hızlandırmak adına onu durdurmak, oturtmak, eğitimini ya da çevresini desteklemeden sadece ailelerin çoğu kez ısrarı ya da okulların beklentisi ile çocuğa “dikkat artırıcılar” vermek, en kolay, elde ettiğimiz sonuçlar çok düşündürücü.

Zihinsel ve ruhsal olgunluğun desteklenmesi, çocuğun okulu, öğretmeni, anne-babası yani çevresinin eğitimi ile başlatılabilir. Çocuğun isteklerini, mizaç özelliklerini, gelişimsel sorunlarını fark edip ona yardımcı olmayı içeren bu eğitim, ancak bu şekilde, henüz ruhsal hastalık oluşmadan iyi, kalıcı, işlevsel sonuçlar yaratabiliyor. 

Okul öncesi yaş dönemi, annenin hamilelik öyküsü dahil, doğum ve hemen sonrası, çocuğun beslenme düzeni, uyku alışkanlıkları, davranış biçimi, mizaç özelliklerinin en rahat görülebileceği, incelendiğinde gelişimsel sorunların kökenini görüp buna uygun tedaviler geliştirebileceğimiz dönem. 

Çocuğunuzun gelişimini izlemeden, takıldığı noktaları görmeden, eğitimi ile ilgili alacağınız kararlar sadece başarı ve konfor odaklı oluyor. Dolayısıyla bu konfor ve başarı beklentisi de yetişkine ait kalıyor. 

Oysa çocu kendisi, başarı ve beklentiler karşısındaki çaresizliğini tanımlamaktan uzak oluyor. Bu da çocuğu hep ilgi gösterilmiş ama becerememiş, harcanan emeklerin boşa gittiği, söz dinlemez bir çocuk olarak yaşantısını sürdürmeye itiyor. 

Böyle olmak zorunda değil. Peki ne yapılabilir?

Çocuğun gelişimini değerlendirin.

Kestirme, hemen sonuç verecek, hızlı çözümler arayışı yerine dikkat ve algının, zekâ göstergesi olarak diğer becerilerin güçlendirilmesi için yetersiz olduğu noktaları ve olası nedenlerini (nörolojik, psikiyatrik) görmeye çalışın. 

Yaşı ne kadar küçükse işimiz o kadar kolay olacaktır.

Yol yakınken, hemen onu anlamaya çalışın.