Çocuklara spor konusunda fazla mı yükleniyoruz?

Günümüzde çocukları okul haricinde spor, müzik, dil kursu gibi pek çok aktiviteye dahil ediyoruz. İstiyoruz ki büyüdüklerinde her şeyi bilen, yaşama hazır bireyler olsunlar. Ama bazılarımız özellikle spor söz konusu olduğunda kantarın topuzunu kaçırabiliyor. Acaba kendi hayallerimizi onlara yükleyip çocuklara fazla mı yükleniyoruz? Bunları yapmasalar ya da daha az yapsalar hayatları çok mu farklı olacak? Bunları yapmayı onlar mı yoksa biz mi istiyoruz?

Çocuklara spor konusunda fazla mı yükleniyoruz?

Julie, beş yaşından beri iddialı biçimde yüzüyordu. Bir sürü kupası vardı. Yedi yaşına kadar antrenörü onu takımda daha üst bir seviyeye getirmişti. Kulağa ne hoş geliyor, değil mi? Hiç de öyle değil. Haftada dört gün antrenmana katılması ve çoğu hafta sonları da yüzme toplantılarına girmesi bekleniyordu kendisinden.

Öykümüzü birkaç yıl ileriye, beşinci sınıfa kadar getirelim: Şu anda Julie, on bir yaşında, çok arkadaşı olan bir çocuktur. Bir şeyden şikâyeti yoktur. Pek yoktur desek daha doğru. Yüzme takımına devam etmektedir. Kendisinden, artık haftada altı gün antrenman yapması beklenmektedir. Bazen her ay cumartesi ve pazar günleri yapılan toplantılar için ailesiyle birlikte saatlerce yol kat etmesi gerekiyor.

Bunun nesi kötü diyebilirsiniz. Altı yıl süreyle, haftanın altı günü aralıksız yapılan bu antrenmanlar, Julie’nin omuzlarını o kadar hassaslaştırdı ki bazı günler omuzlarını oynatamaz oldu. Ortopedist olan amcası, kaslarını dinlendirmek için Julie’nin birkaç ay izin alması gerektiğini ya da en azından haftada iki gün yüzmesi gerektiğini söyleyince Julie ile anne babası bu tavsiyeye kulak asmadı.  Birkaç aylığına olsa da, çok sevdiği sporu nasıl bırakacaktı ya da nasıl azaltacaktı? Yeteneğini kaybedebilirdi.

Julie’nin öyküsüne çok sık rastlıyoruz. Anne babaların, öğretmenlerin ve antrenörlerin söylediğine göre, ergen yaştaki çocuklar ve hatta daha küçük olanlar, muhtemelen yaşam boyu süren tehlikeli sakatlıklar geçiriyorlar. Mesela Florida’da bir kolejin birinci sınıfına giden bir öğrenciyi ele alalım. Lisenin tenis takımında oynayan başarılı bir sporcuydu. Rotator kaf (omuz kaslarında oluşan bir rahatsızlık) denilen rahatsızlığını iyileştirmek için iki ameliyat geçirince takımın antrenmanlarına katılmayı reddetmiş. Başka bir örnek de okulunun yüzme takımında olan Ivy Leaguer. Ivy Şöyle diyor: “Arkadaşlarımın çoğu, daha ortaokul çağına bile gelmeden haftada altı ya da yedi gün yüzerlerdi. Annemle babam, benim haftada üç günden fazla yüzmemi istemedi. İyi ki öyle yapmışlar. Liseye gelene kadar yok olup giden birçok yüzücü biliyorum. Bir daha yüzemediler.”

Çocuk sporları iyice çığırından çıktı

Öykülerin hepsi de böyle kötü değil. Greg Butler örneğine bakalım. Kendisi, New York Knicks basketbol takımının oyuncusuydu. Şimdi ise, iki çocuk babası ve kendi adını taşıyan Westchester, New York, Fairfield ve Connecticut basketbol kamplarının da sponsoru. Şöyle diyor: Basketbol oynamaya küçük yaşta başladım. Ancak şimdi spor yapanlar kadar küçük değildim. Beşinci ya da altıncı sınıfa kadar basketbol oynamadık. Bugünkü gençler gibi, tüm yıl boyunca da oynamadık. Çocuk sporları iyice çığırından çıktı.”

Gerçekten de öyle. Amerikan Pediatri Akademisi’ne göre, çocukların, ergenlikten önce tek bir spora yönelmemesi gerekir. Büyüyen ve gelişen tendon ve bağ dokularını, çok tekrar gerektiren bir sporda aşırı kullanmamaları gerekir.

Çocuğunuza, Pediatri Akademisi’nin, spor zamanının kısaltılması gerektiğini önerdiğini anlatmaya çalışın. Gerçi, bu konuda çocuğunuzdan olumsuz bir cevap alabilirsiniz. Julie’yi hatırladınız mı? Ortopedist olan amcasının tavsiyesine uymamış ve antrenman gün sayısını azaltmamıştı. “Antrenmanlarda herkes beni geçiyor. Bu da benim spor hayatımın sonu demek. Takımdaki arkadaşlarım her gün havuzdayken ben haftada iki gün bile yüzemiyorum.” diyor.

Öyleyse Julie gibi bir çocuğu olan ebeveynler ne yapmalı?

Sınırlama getirin.

Bu sorunu yaratan, sadece çocuklar ya da gençler değildir. Anne babalar, küçük yaşlarda çocuklarının spor yapmasını ve bunda da mükemmel olmalarını isterlerse, ne pahasına olursa olsun kazanmak isteyen antrenörler gibi çocukları bu çılgınlığa itmiş olurlar. Dr. Alicia Rieger’e göre, anne babalar, her gün antrenman yapan ya da spor kamplarına giden komşu çocuklarını görünce, kendi çocuklarının geri kaldığından endişe duyuyorlar. “Hiç kimse futbolda ya da yedi yaşına kadar tenis servisinde mükemmel olmak zorunda değildir. Çocuklar dışarıda oynamak ve egzersiz yapmak dışında başka bir şey yapmamalıdır.”

Çocuğunuz küçükse, okul takımı ve burs gibi hayalleri aklınızdan çıkarın. Çocuğunuz eninde sonunda gıpta edilen bir spor bursu kazanabilir ya da okul takımına girebilir. Esas olan, küçük ve hareketli çocukların sağlıklı bir vücuda sahip olmasıdır. Çocuklarınıza, dengeli ve kararında davranmayı öğretin. Spor harika bir şeydir ama arkadaşlık kurmak, bir müzik aleti çalmak ya da fotoğrafçılık gibi, bahçe işleri gibi hobilerle uğraşmak da önemlidir.

Çocuklar, ipuçlarını anne babalarından alırlar. Eğer bir şeye bir sınır koyuyorsanız, bunda ciddi olduğunuzu onlara söyleyin. Örneğin, çocuğunuzun dirseğinde bir sorun varsa, hareketleri kısıtlıysa, bu sorun ağrı yapıyorsa elbette onu doktora götürün. Ona, bir süre dinlenmesi gerektiğini ve top atma antrenmanlarını azaltması gerektiğini anlatın. Sakatlığı iyileşecek ve arkadaşlarının ve antrenörlerinin söylediğinin aksine, hayatta başka şeylerin de olduğunu görecektir.

Ve ileride size bunun için muhtemelen teşekkür edecektir.

 

Erkan Çankaya

Beden Eğitimi Öğretmeni- Futbol Antrenarü